90’larda çocuk olanlar için pazar sabahlarının anlamı

Nette gezinirken nostaljitv diye bir adreste içime dokunan çok güzel bir yazıya denk geldim aşağıda aynen bilginize sunmak istiyorum. okuyunca eminim siz de bendeki gibi değişik duygular arasında gidip geleceksiniz.

90’lar çocuğunun pazar günü öyle pek de sıkıcı başlamazdı. Hafta içi okul varken bir türlü uyanmayan çocuk Allah’ın emri olarak pazar sabahı ev ahalisinden saatler önce ayağa dikilir, Star 1’in yayınladığı bilumum çizgi film ile haşır neşir olurdu. Voltron’du, Ninja Kaplumbağalar‘dı, Transformers’tı, Looney Tunes’du derken envai çeşit kanalda izlenebildiği kadar çizgi film izlenirdi büyükler kalkmadan.Yattığımız yerden, hava serinse ve odamızda televizyon bulunacak kadar şanslıysak yatağımızdan çıkmadan yorganın altından biri bitip diğeri başlayan çizgi filmler karşısında yeni televizyon kanallarımıza teslim olurduk saatlerce. Ne de olsa annelerimizden sık sık duyduğumuz “Ayol eskiden bir tane kanal vardı, ne yayınlarsa o izlenirdi” evresini geride bırakmıştık çok şükür.

Saat ilerledikçe ev ahalisi uyanmaya başlardı, zaten televizyondaki programların da türü değişmeye başlardı ufaktan. Mutfaktan kahvaltı hazırlanma, banyodan da yüzünü yıkayan insan sesleri gelmesi, çizgi filmlerimizle baş başa kaldığımız, televizyonun tartışmasız kralı olduğumuz saatlerin bitmesi anlamına gelirdi.

Ne varsa Barış Manço’da vardı…

Artık çay demlenmeye, kahvaltı masası dolmaya başlardı, varsa anneanne, babaanne, kardeş oturma odasına doluşurdu yavaştan, kahvaltı saati gelmiş demekti. Pazar kahvaltılarının televizyondaki en büyük arkadaşı ise Barış Manço ile 7’den 77’ye idi şüphesiz. Akşam daha uzakken, kahvaltı sonrası çaylar içilirken Barış Manço bizlere hangi çocuğun ileride ne olacağını, hangi Afrikalı’nın burnuna ne taktığını anlatır, bizler de ailecek hayran hayran izlerdik.

7’den 77’ye biterken kahvalı faslı da kapanırdı. Millet işine döner, temizlik yapılacaksa yapılırdı ki bu genelde bizim odamıza kapanmamız anlamına gelirdi (“toz almak” lafını duyduğunda irite olmayanımız var mı içimizde?). Misafirliğe gidilmeyecekse kahvaltı sonrası boşlukta ya sokağa çıkılır, belki biraz Barbie’ydi, Atari’ydi, Lego‘ydu oyuncaklara şefkat gösterilir, aile baskısına daha fazla karşı konulamazsa oturulur ödev yapılırdı.

Pazar akşamlarının tek neşesi Bob Amca…

Ardından televizyonda yeni bir kuşak başlardı, anne babalar için biraz daha keyifli olsa da bizler için kaçınılmaz pazar akşamı kasvetinin başlangıcıydı bu. Görevimiz Tehlike veya Kara Şimşek gibi diziler derdimize derman olmazdı, zaten ev ahalisi Pazar 90 (veya yılına göre Pazar 91, 92 vb…) izlemek isterdi. Bu kuşakta bizim için televizyondaki en iyi şey kabarık saçlı ressamımız Bob Ross’un Resim Sevinci adlı programı ve bir çocuğa muazzam gelen resimleriydi. Yarım saatlik bu kış güneşinin ardından pazar sıkıntısı daha güçlü bir şekilde geri dönerdi: akşam yaklaşmıştı, ödevler yapılmamıştı, ertesi gün okul vardı ve daha banyo yapılacaktı…

O lanet pazar akşamı banyosundan kaçış yoktu dostlar. Öğrenilmiş çaresizlik ve şartlı refleks hallerinin tek vücutta birleşmiş muazzam bir örneği olarak pazar banyosu ve Bizimkiler ikilisinden birinin adını duymak afakanlar basması için yeterliydi, biliyorduk ki haftanın en sıkıcı anı gelmişti, biliyorduk ki banyo yapılacak ve bu akşamın sıkıcılığı evde izlenen Bizimkiler ile katmerlenecekti ve yapacak hiçbir şey yoktu, kadere karşı çıkmayı denemek bile yersizdi.

Dünyanın en sıkıcı banyosuna ve her bölümde neredeyse aynı olayların yaşandığı kısır Bizimkiler’e katlanabilen çocuklardan yeterince şanslı olan bazılarını bir ödül beklerdi ebeveynlerinden: Parliament Pazar Gecesi Sineması kuşağı. Genellikle 80’lerin ilk yarısında doğmuş, 90’larda biraz daha geç yatabilen şanslı çocuklar Star TV’nin bu özel kuşağı sayesinde sinema keyfiyle tanışmış, emekleyen televizyonculuk döneminde TV’de gayet güzel filmler izleyebilmişlerdi…

Ancak birçok 90’lar çocuğu için bu jenerik bir “yat borusu” anlamına geliyordu… Bazen bizim için, bazen de annelerimiz için. Bu sesi duyan anne birden çocuğun yatıp yatmadığını kontrol etme ihtiyacı hissediyor, karşılaştığı sonuçtan hoşlanmazsa vahşileşip bizleri yatağa kadar kovalıyordu. Kaderimize direnirsek böyle, direnmezsek daha barışçıl bir şekilde sonlanıyordu pazar günü, biz de ertesi gün küçük beyinlerimizde minimal pazartesi sendromları yaşayacak olmamıza rağmen haftanın belki de en az sevilen gününden kurtulmuş oluyorduk…

(bkz:link)

(0) (0)
felistigris 21.01.2020 17:18

Lipton'un TV'ye savaş açtığı reklam filmi

Lipton'un reklam ajansı toplumda tv kanallarının yayın akışına duyulan rahatsızlığı farketmiş olacak ki bu bıkmışlığı bir çay molasıyla dağıtmaya çalışıyor.

Haber kanallarının ekranından hiç düşmeyen son dakia ve sıcak gelişme bantlarıyla dalga geçen Lipton'un "Gündeme kısa bir çay arası" reklamındaki duyguya hak vermemek mümkün değil.

Markanın bu alanda gerçekleştirdiği global araştırmalardan hareketle hazırlanan kampanyanın yeni döneminde, hayatın yoğunluğu nedeniyle anlamlı ilişkilere ve doyurucu iletişime yeterince zaman ayıramayanlar hedefleniyor. Anlamlı ilişkilerin yerini alan yüzeysel sosyal ilişkilerin insanlarla bağlarımızı zayıflatabileceğine gönderme yapan film, Medina Turgul DDB imzası taşıyor.

Reklam filminde bıktıran haberlere verilen ara için de TRT'nin tek kanallı yıllarından aşina olduğumuz analog saat görseli kullanılmış. Ailecek tv başına gecip uzun uzun çay sohbetleri yaptığımız yılları hatırlatan reklamın bu yönüyle belkli bir yaşın altındaki tüketicide de bu nostaljik duyguyu yaratıp yaratmayacağı da önümüzdeki günlerde bellli olacak.

(0) (0)
Sabit Efendi 21.01.2020 15:25

En güzel Studio Ghibli çizgi filmleri

Teknolojinin gelişmesi ve bunun sinema film alanında kullanılmasıyla birlikte görsel anlamda çok güzel işlerin ortaya çıktı bir gerçek ve günümüz küçükleri de bu işlere bayılıyor. Anne babalar da bu durumdan memnun onlar da çocuğum 1-2 satliğine de olsa oyalanmasından kendilerini rahat bırakmasından memnun.

Ama durum işin ruhuna ve edebi yönüne gelince dijital animasyonların bu alanda başarılı olduğunu söylemek imkansız. İstisnalar hariç tüm animasyon filmlerde çok büyük bir hız ve amaca odaklanma ve bu amaç uğruna da önüne çıkan bütün engelleri bir bilgisayar oyunu edasıyla yıkıp geçen derinliksiz, görüntü olarak 3 boyutlu ama karakter olarak tek boyutlu film karakterleri çıkıyor karşımıza.

Durum böyle olunca ister istemez akıllara; 1985 yılında usta yönetmen Hayao Miyazaki önderliğinde kurulan ve  muhteşem filmleriyle animasyon dünyasına yeni bir soluk getiren Her yaştan insana hitap eden animelere imza atan Studio Ghibli geliyor.

Bu firma tarafından üretilen fimler teknolojiye ayak diretip çizimlerin tek tek elle çizildiği çizgi filmler üretiyor ve kendi alanında da bir efsane olarak biliniyor. Dahası Studio Ghibli filmlerinde genel olarak bir sakinlik ve derinlemesine anlatılan bir toplumsal yapı ve derinlikli karakterlerin ailesi, arkadaşları ve gerek toplumla gerekse doğayla kurduğu ilişkiler işleniyor.

Başta Hayao Miyazaki olmak üzere Isao Takahata, Tomomi Mochizuki, Yoshifumi Kondo, Hiroyuki Morita gibi yönetmenlerin çektiği Ghibli filmleri, yarattığı birbirinden efsanevi karakteriyle ve farklı dünyaları konu edinen hikâyeleriyle izleyicinin hafızasına kazınmıştı.

Ama son dönemde dijitalleşmeye direnmesi nedeniyle firma zor bir sürecin içine girdiği için 2019 sonunda Studio Ghibli, giderek dijitalleşen dünyada daha fazla izleyiciye ulaşmak konusunda şaşırtıcı bir karara imza atmıştı.

Stüdyo; My Neighbor Totoro, Princess Mononoke, The Cat Returns, Grave of the Fireflies, Spirited Away gibi unutulmaz filmlerini dijital platformlara vermeyi düşünmediğini açıklamış, izleyicilerin filmleri sinema salonlarında birlikte deneyimlemelerinin önemine vurgu yapmıştı.

Ancak günün koşullarına daha fazla direnemeyen şirket aldığı yeni bir karar ile Studio Ghibli filmlerinin Amerika dışındaki haklarını Netflix'e sattı. Studio Ghibli imzası taşıyan 21 film, 1 Şubat’tan itibaren Netflix’te yayınlanmaya başlayacak.

Birbirinden çarpıcı Studio Ghibli çizgi filmlerini sizler için derledim. Lütfen en sevdiklerinizi veya bu listede olmayanları siz de entry olarak bu başlığın altına girin.

Ruhların Kaçışı / Spirited Away (2001)

Hayao Miyazaki’nin 1985 yılında Sahra Çölü’nde keşif uçuşları yapan İtalyan uçaklarından esinlenerek ismini koyduğu Studio Ghibli’nin, zirve noktası belki de Ruhların Kaçışı’dır. En İyi Animasyon dalında Oscar kazanan, Berli Film Festivali’nde Altın Ayı’yı, BAFTA Ödülleri’nde En İyi Film ödülünü kucaklayan yapım, Miyazaki’nin şüphesiz en iyi işlerinden biri. Ailesiyle bir yolculuğa çıkan 10 yaşında Chihiro’nun kendisini birden paralel bir dünyada bulmasını ve burada yaşadığı olağanüstü macerayı konu eden film bitmesini hiç istemeyeceğiniz ve uyanmak istemeyeceğiniz rengarenk bir kabus gibi.

Komşum Totoro / My Neighbor Totoro (1988)

Yine Miyazaki’nin imzasını taşıyan Komşum Totoro, annelerinin hastalığı nedeniyle ormana yakın bir köye taşınan iki kız kardeş ve orman ruhlarının, bilhassa sevimli varlık Totoro’nun hikayesini konu ediyor. Totoro aynı zamanda Studio Ghibli’nin simgesi ve maskotu haline gelir ileriki yıllarda.

Gökteki Kale / Castle in the Sky (1986)

Miyazaki imzalı bu bir diğer Ghibli harikasında, Laputa’nın efsanevi uçan kalesinin peşine düşen Pazu ve Sheeta adlı iki gencin hikayesini izleriz. Film, Studio Ghibli’nin erken dönemindeki görsel anlamda en güçlü yapıtlarından biri.

Küçük Cadı Kiki / Kiki’s Delivery Service (1989)

13 yaşındaki küçük bir cadı olan Kiki’nin bir nevi büyüme hikayesini izlediğimiz Küçük Cadı Kiki de Miyazaki’nin imzasını taşıyan filmlerden biri. Büyüleyici mekanları ve nefis renk paletiyle gerçek bir Ghibli harikası olan Küçük Cadı Kiki, gösterime girdiği yıl Japon Sinema Akademisi tarafından yılın en popüler filmi seçilmişti.

Küçük Deniz Kızı Ponyo /Ponyo (2008)

Bu Miyazaki imzalı filmde, bir sahil kasabasında sıradan bir hayat süren beş yaşındaki Sosuke, günün birinde şişeye sıkışıp kalmış halde bir akvaryum balığı görür ve onu kurtarır. Ancak bunun sıradan bir balık olmadığını anlaması kısa sürer. Aslında balık sandığı şey, genç ve güzel bir deniz perisidir. Ponyo adlı periyle Sosuke, kısa süre içinde dünyayı kurtarmak ve Ponyo’nun insan olmakla ilgili dileğini yerine getirmek için birlikte maceraya atılırlar.

Dün Gibi / Only Yesterday (1991)

Yönetmenliğini Ghibli’nin bir başka kurucu yönetmeni Isao Takahata’nın yaptığı Dün Gibi, Taeko adlı genç bir kadının hikayesi. Hatıralarını anımsamak için memleketine doğru seyahat eden Taeko’nun öyküsünü anlatan film, bir yandan günümüzdeki bir yandan da geçmişte Takeo’nun hikayesini birleştirerek anlatan son derece naif ve melankolik bir yapım.

Yerdeniz Öyküleri / Tales from Earthsea (2006)

Hayao Miyazaki’nin oğlu Goro Miyazaki’nin imzasını taşıyan Yerdeniz Öyküleri, genç bir kız ve genç bir oğlanın, insanların dünyasında olmaması gereken fantastik yaratıkların ve olayların izini sürdüğü bir macerayı konu ediyor. Film, Ursula K. Le Guin’in ünlü eserinden uyarlanmıştı.

Prenses Mononoke / Princess Mononoke (1997)

Miyazaki’yi dünya çapında büyük şöhrete kavuşturan filmlerden olan Mononoke, bir büyücünün lanetine çare ararken kendisini bir madenci kolonisiyle orman tanrılarının savaşının ortasında bulan Ashitaka’nın hikayesini anlatıyor.

Ateş Böceklerinin Mezarı / Grave of the Fireflies (1988)

Yine Isao Takahata’nın imzasını taşıyan bu dokunaklı film, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Japonya’da hayatta kalmaya çalışan iki kardeşin hikayesini konu ediyor.

Yürüyen Şato / Howl’s Moving Castle (2004)

Bir cadı tarafından lanetlenen Sofi, çareyi, genç bir büyücünün yürüyen şatosunda hizmete girmekte bulur. Belki bu vesileyle laneti kaldırabilecektir. Miyazaki’nin kendine has temalarını ve görsel üslubunu dibine kadar barındıran Yürüyen Şato, vaktiyle Ruhların Kaçışı’nın gölgesinde kalan seyri doyumsuz bir film.

(0) (0)
themobster 21.01.2020 10:55

2020 SAG Ödülleri kazananları

Amerika'da düzenlenen 26. SAG (Ekran Oyuncuları Birliği) ödülleri sahiplerini bulmuş. Oscar'dan önceki son büyük olarak adlandırılan SAG ödülleri'nde en iyi film ödülünü Güney Kore yapımı Parasite almış.

EN İYİ OYUNCU KADROSU

Parasite (Chang Hyae-jin, Cho Yeo-jeong, Choi Woo-shik, Jung Hyeon-jun, Jung Ziso, Lee Jung-eun, Lee Sun-kyun, Park Myung-hoon, Park So-dam, Song Kang-ho) 

EN İYİ KADIN OYUNCU

Renée Zellweger, judy

EN İYİ ERKEK OYUNCU

Joaquin Phoenix, Joker

EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU

Laura Dern, Marriage Story

EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU

Brad Pitt, Once Upon a Time in Hollywood

EN İYİ DİZİ KADROSU (DRAMA)

The Crown (Marion Bailey, Helen Bonham Carter, Olivia Colman, Charles Dance, Ben Daniels, Erin Doherty, Charles Edwards, Tobias Menzies, Josh O'Connor, Sam Phillips, David Rintoul, Jason Watkins)

EN İYİ KADIN OYUNCU (DRAMA DİZİSİ)

Jennifer Aniston, The Morning Show

EN İYİ ERKEK OYUNCU (DRAMA DİZİSİ)

Peter Dinklage, Game of Thrones

EN İYİ DİZİ KADROSU

The Marvelous Mrs. Maisel (Caroline Aaron, Alex Borstein, Rachel Brosnahan, Marin Hinkle, Stephanie Hsu, Joel Johnstone, Jane Lynch, Leroy McClain, Kevin Pollak, Tony Shalhoub, Matilda Szydagis, Brian Tarantina, Michael Zegen)

EN İYİ KADIN OYUNCU (KOMEDİ DİZİSİ)

Phoebe Waller-Bridge, Fleabag

EN İYİ ERKEK OYUNCU (KOMEDİ DİZİSİ)

Tony Shalhoub, The Marvelous Mrs. Maisel

EN İYİ ERKEK OYUNCU (TV FİLMİ YA DA MİNİ DİZİ)

Sam Rockwell, Fosse/Verdon

EN İYİ KADIN OYUNCU (TV FİLMİ YA DA MİNİ DİZİ)

Michelle Williams, Fosse/Verdon

EN İYİ AKSİYON PERFORMANSI (FİLM)

Avengers: Endgame

EN İYİ AKSİYON PERFORMANSI (KOMEDİ YA DA DRAMA DİZİSİ)

Game of Thrones

(0) (0)
bayramaslan2003 20.01.2020 11:36

Quentin Tarantino'nun dizi çekmesi

Filmleriyle akıllarımıza kazınan efsane yönetmen Quentin Tarantino'nun televizyon dizisi çekecek olması beni bir hayli şaşırttı. Sadece filmlerinden aşina olduğumuz ünlü bir yönetmenin uzun soluklu bir diziye girişmesi acaba nasıl olacak... Merak etmiyorum desem yalan olur vallahi. Acaba yine bol kanlı sahnelerle bizi kendimizden mi geçirecek?

Çekmek istediği sahneleri diziye yansıtabilecek mi? Bu konuda gerekli özgürlüğü kendisine verdiler mi? Bunlar da önemli detaylar diye düşünüyorum.

"Quentin Tarantino, geçtiğimiz yıl vizyona giren filmi Once Upon a Time in Hollywood’dan çıkan Bounty Law dizisinin ilk beş bölümünü yazıp yönetecek. Akademi ödüllü Pulp Fiction ve Inglourious Bastards gibi filmlerin yönetmeni Tarantino, son filmi Once Upon a Time in Hollywood ile Leonardo DiCaprio ve Brad Pitt gibi ünlü isimleri bir araya getirdi. Bir Hollywood yıldızı olan Rick Dalton ve kendisinin dublörü Cliff Booth’un 1969 yılının hızla değişen Los Angeles şehri ve Hollywood dünyasındaki hikayesini konu alan film, bu yılın ödüllerinde en ön sıraya sahip yapımlardan biri oldu. Gişede de beklediği başarıyı yakalayan Once Upon a Time in Hollywood, gelecek ay En İyi Film dalında en iddialı Oscar adaylarından biri olarak gösteriliyor.

Deadline ile gerçekleştirdiği bir röportajda konuşan Tarantino, Once Upon a Time in Hollywood filminden Rick Dalton’ın başrolünde yer aldığı 50’li yılların televizyon dizisi Bounty Law’ı ekranlara taşımak istediğini söyledi. Beş bölümden oluşması planlanan dizinin her bir bölümü Tarantino tarafından yazılıp yönetilecek. Dizi, ilk olarak filmin promosyonu olarak ekranlara getirilmek istense de daha sonra bu fikirden vazgeçildi. Ünlü yönetmen, projeye ilham kaynağı olarak Wanted: Dead or Alive ve The Rifleman gibi yapımları örnek gösterdi.

Bounty Law, Quentin Tarantino’nun yönettiği ilk televizyon dizisi olmayacak. Tarantino, daha önce 1995 yılında ER dizisinin bir bölümünü ve 2000’li yılların ortasında CSI dizisinin iki bölümünü yönetmişti. Dramatik bir hikayeyi yarım saatte anlatabilme fikrinin çekiciliğini ele alan yönetmen için bir televizyon dizisi projesi kariyerine yeni bir soluk anlamı taşıyor. Ünlü yönetmenin geçtiğimiz on yıldaki filmleri uzun ekran süreleriyle dikkat çekmişti. Dizide Rick Dalton’a değil, kendisinin canlandırdığı Jake Cahill karakterine odaklanılacağı söylenirken DiCaprio’nun projede yer alması beklenmiyor.

İşin içine Tarantino’nun dahil olmasıyla birlikte Bounty Law için birçok yayın platformu adım atmaya başlamış durumda. Dizinin uzun soluklu bir proje yerine beş bölümlük bir mini dizi olarak planlanması dijital yayın platformlarının ilgisini arttırsa da, Tarantino’nun beklediği yüksek bütçe Amazon ve Netflix gibi devlerin bir adım öne geçmesine neden olabilir." (bkz. link)

(0) (0)
100 numarali adam 19.01.2020 15:47

Cem Yılmaz'ın boykot edilmesine cevabı

Cem Yılmaz son filminde boykotla karşılaştı. Son dönemdeki siyasi sözlerini nedeniyle boykot edildiği düşünülüyormuş. Boykot edelerin yanında destek olanların da sayısı bir hayli fazla bu arada.

Cem Yılmaz da bu boykot durumuna sosyal paylaşım sitesi Twitter'dan yanıt vermiş ve "İnsanları birbirine düşman etmeye çalışan üst akıla sesleniyorum:) senin canın sagolsun üst akıl:) benden sana ekmek çıkmayacağını artık anlasan ne güzel olur." demiş.

Bu tartışmaların yersiz olduğunu ve herkesin düşüncesini özgürce söylemesi gerektiğini düşünüyorum. Bence Cem Yılmaz boykot edilecek kadar bir çıkış sergilemedi. Her sizinle aynı şeyi düşünmeyeni boykot edecekseniz, gün gelir boykotun kralını da siz görürsünüz.

(0) (0)
anilakif 19.01.2020 12:15

Saray'dan ayrılan İngiliz prenses Meghan Markle'a +18 yetişkin film teklifi

Evlendiği günden bu yana kraliyet ailesinde bir türlü kabul görülmeyen çiçeği burnunda presnses Meghan Markle ve eşi yakın zamanda kendi ayakları üzerinde durup ekonomik bağımsızlıklarını kazanmak adına saraydan ayrılınca bazı firmalar da bu işten reklam devşirmeye çalışmış.

İddiaya göre yetişkin film üreticisi YouPorn, eski film yıldızı yeni presnses Meghan Markle'e açık mektup yollayıp iş teklifinde bulunmuş.

Prens Harry ile evlendikten sonra oyunculuğu bırakan Meghan Markle’ın İngiliz monarşisine sırtını dönmesinin ardından ne yapacağı merak edilirken, dünya çapında en çok takip edilen yetişkin film sitelerinden biri olan YouPorn’dan açık bir iş teklifi geldi. Markle’a, şirketin hayır işlerine yardımcı olması için Özel Girişimler Direktörlüğü pozisyonu teklif edilmiş.

Markle için açık bir mektup kaleme alan YouPorn'un Başkan Yardımcısı Charlie Hughes, saray dışında bir hayat inşa etme çabaları nedeniyle çifte kutladığını ve haberleri yakından takip ettiğini belirttmiş.

Konuyu hemen işe getiren Hughes, “Size çok sayıda, tamamen hak edilmiş ve daha ilginç teklifler sunulduğunu hepimiz biliyoruz ancak biz size, YouPorn'un hayır işleri çalışmalarına yardımcı olmak için benzersiz bir pozisyon olan Özel Girişimler Direktörlüğü’nü teklif ediyoruz” demiş.

(0) (0)
eh iste bilemiyorum 17.01.2020 17:37

Netfilix filmi The Irishman'de kullanılan gençleştirme tekniği

175 milyon dolara mal olan martin scorsese imzalı netflix filmi the irishman'a harcanan bütçenin büyük kısmının, oyuncuların CGI aracılığıyla daha genç görünmesini sağlamak için kullanıldığı mevzudur.

Filmler için yaşlandırma hilelerine harcanan at nalı kadar bütçeleri duymuştuk elbet ama gençleştirme için yapılan bu çalışma neredeyse ilklerden denilebilir. Bu film bu yönüyle de sinema teknolojisinin geldiği noktayı görmemiz bağlamında ve dahası gideceği noktayı anlamamız açısından da çok çarpıcı bir örnek bence.

Film, özellikle Robert De Niro’yu gençleştirmek için pek çok sahnede CGI teknolojisinin kullanılmasıyla dikkatleri üzerine çekiyor. Hatta oyuncuları gençleştirmek için kullanılan CGI teknolojisi nedeniyle film, 175 milyon doları aşan bütçesiyle Martin Scorsese’nin bugüne kadarki en pahalı filmi. Filmin kurgusunu yapan Thelma Schoonmaker, verdiği bir röportajda oyuncuları gençleştirmek için kullanılan CGI teknolojisinin filmde yoğun bir şekilde kullanıldığını açıklamıştı. Filmin ilk yarısında oyuncuları gençleştirip, ikinci yarısında kendi yaşlarına geri döndüklerini söylemişti.

Martin Scorsese, başvurduğu bu yöntemin getireceği sonuçlardan emin değil. Robert De Niro’nun hem gençlik hâlinin hem de şimdiki görünüşün filmde yer alacak olmasının, izleyicide bir karışıklık yaratacağını düşünmüştü. “Oyuncuları bugünkü hâlleriyle izlemeye çok alışkın olduğumuz için bu konuda hepimiz endişeliyiz. Önceki ve sonraki hâllerini bir araya getirdik. Elbette bazı değişiklikler oldu ama duyguların korunması konusunda elimizden geleni yaptık.” açıklamasını yapmıştı. Bu yüzden usta yönetmen, her şeyin gerçekçi görünmesi konusunda büyük gayret göstermiş.

Öte yandan bu durum, filmin kurgusunun kronolojik olarak ilerlemediği ihtimalini akıllara getirmişti. ama filmin görücüye çıkmasıyla birlikte daha önce oluşan olumsuz beklentiler de bir anda dağılmış zira film izleyiciden şimdilik tam not almış durumda.

(0) (0)
marki 17.01.2020 14:46

Dizilerde başrollerden daha fazla sevilen efsane olmuş yan Karakterler!

Sadece Türkiye'de değil dünyanın hemen hemen her bölgesinde dizi ve filmler hikaye olarak iki başrol üzerine kurulur. ve bunlar genellikle erkek egemen anlayıştan dolayı erkek ağırlıklı olur ve yanına da o erkeğe muhtaç bir kadın 2. başrol olarak konumlandırır. Bu durum sadece dizi ve filmlerde değil antik dönemden bugüne değin edebiyat dünyasında da böyledir. Birileri böyle kurgular ve bizlerde bu yönlendirme ile hikayeyi öne sürülen 2 başrol üzerinden okuruz. ama hinlik yaptığımız durumlar da yok değil. Senarist ve yönetmen istediği kadar 2 kişiyi öne sürsün bizler sosyo ekonomik ve piskolojik durumumuza göre çoğu zam da yan karakterlerle gönül bağı kurup onu hikayede kahramanlaştırırız. Olmaz öyle şey diyorsa; mesela Avrupa Yakası dizisini düşün dizi neredeyse unutulup gitti başrolde kim var dı bilinmiyor bile ama yan karakterlerde Burhan Altıntop veya dizide bir iki sezon yer alan Gaffur karekterleri hala hafızalarda.

(0) (0) Sponsorlu
tivitrend 17.01.2020 12:47

Adidas ile spor yapan kadınlar

Sosyal medya kışlalarında geçirdiğimiz hayatımız bir yandan basma kalıplar nedeniyle aynılaşırken diğer yandan da bazı markalar da bu hazırkalıpların insanları boğduğunu anlamış olmalı ki farklılıklarla farkındalık yaratma bağlamında "Beden olumlama hareketi"ne destek veriyor.

Bunun en son örneği de spor malzeme üreticisi Adidas olmuş. Odağını spor yapan kadınların filtresiz gerçekliğine çeviren This Girl Can inisiyatifiyle aynı motivasyonu paylaşan Adidas, İlkbahar/Yaz 2020 koleksiyonunun tanıtımı için, bir grup kadının kendi egzersiz tanımlarını dışavurdukları bir reklam filmi yayınlanmış.

Reklam ajansı Iris imzası taşıyan kampanyada wellness girişimcisi Jessamyn Stanley ve madalyalı paralimpik sporcu Denise Schindler gibi isimler yer alıyor.

(0) (0)
cyberefe 17.01.2020 11:43

Vizyonda bu hafta 17 Ocak 2020 sinema filmleri!

Hadi yine yaşadın bir haftanın daha canına okudun, yoğun geçen 5 günlük mesaiden sonra nihayet 2 günlük hafta sonu geldi senin de aktivite için plan yapma zamanın. Okullar da tatil oldu zaten trafik de rahatladı, al yanına bir de karnesi iyi bir öğrenci tanıdığını doğru sinemaya. Fikir nasıl aklına yattı değil mi? Süper şimdi de "overlokçu ayağına geldi" misali vizyondaki filmleri de biz senin için derledik. Türkiye genelindeki sinema salonlarında vizyona 4'ü yerli olmak üzere aralarıonda animasyonun da bulunduğu birbirinden eğlenceli 8 yeni film girdi. İşte o filmler ve kısaca konuları. Şimdiden iyi seyirler.
(0) (0) Sponsorlu
tivitrend 17.01.2020 11:00

Star Wars üçlemesinin son filmi Star Wars: Duel of the Fates'in senaryosu

Colin Trevorrow ve Derek Connolly tarafından kaleme alınan serinin son filmi Star Wars: Duel of the Fates'in internete sızan senaryosudur.

Geçen yılın sonunda vizyona giren Star Wars: Skywalker’ın Yükselişi – Star Wars: The Rise of Skywalker, olumlu yorumlar kadar olumsuz yorumlar da almasıyla adından söz ettirdi. Star Wars: The Force Awakens’ın da yönetmeni olan J.J. Abrams‘ın yönettiği The Rise of Skywalker, kimileri için yeni üçlemeyi iyi bir yerde noktalayan, aksiyon sahneleriyle kendini izlettiren bir film olarak yorumlanırken; kimileri için de Star Wars hayranlarını memnun etmeye çalışmaktan öteye gidemeyen ve hikâye akışındaki tutarsızlıklarıyla dikkat çeken bir film olarak dikkat çekti. Bununla beraber özellikle The Last Jedi’da Güç ile ilgili söylenen her şeyi adeta yok sayan bu film, J.J. Abrams ve Chris Terrio‘nun filmin senaryosunu yeniden yazmasının beraberinde getirdiği sorunlarla üçlemeye buruk bir şekilde veda etmemize sebep oldu.

Senaryo demişken, bilindiği üzere yeni üçlemenin son filminin senaryosunu ilk başta Colin Trevorrow ve Derek Connolly kaleme almış ancak Lucasfilm ve Colin Trevorrow arasındaki fikir ayrılıkları, filmi yönetmesi beklenen Trevorrow’un projeden ayrılmasına neden olmuştu. Sonuç olarak J.J. Abrams ve Chris Terrio’nun yazdığı senaryo, filmde kullanıldı. Ancak kısa bir süre ortaya çıkan bir haber, sinema dünyasında büyük bir etki yarattı.

Colin Trevorrow ve Derek Connolly’nin Kaleme Aldığı Star Wars Filmi Star Wars: Duel of the Fates Adını Taşıyor

Her şey Making Star Wars isimli bir internet sitesinin paylaştığı bir haberle başladı. Geçtiğimiz aralık ayının başında Making Star Wars sitesi, Colin Trevorrow ve Derek Connolly’nin yazdığı senaryoyu sızdırmış, bu senaryoda da Rey’in orijiniyle ilgili detaylar yer almıştı. Buna göre Rey, Leia’nın yardımcısının kızı olarak hikâyede konumlanıyordu. Çıkan bu haberden hemen sonra Colin Trevorrow, Twitter hesabından bu olayı çürütmüş ve yazdıkları senaryoda Rey’in orijin hikâyesinin bu şekilde olmadığını belirtmişti. O dönemde Making Star Wars sitesinin yanlış haber yaptığı da gün yüzüne çıkmıştı. Ancak daha sonra Rey karakteriyle ilgili söylenen bu detayın, Harry Potter and the Cursed Child’ın senaristi Jack Thorne’un yazdığı senaryoda yer aldığına dair bir haber ortaya çıkmıştı.

Buraya kadar her şeyin karmaşık göründüğünün farkındayız ancak bundan sonra söyleyeceklerimiz olayları biraz daha aydınlatacak. Hem The John Campea Show’da hem de kendi YouTube kanalında sinema dünyasında olup bitenler hakkında görüşlerini paylaşan Robert Meyer Burnett‘in YouTube hesabından yayınladığı bir videoya göre Colin Trevorrow’un Star Wars filmi için yazdığı senaryo sızdırıldı. İsmi Star Wars: Duel of the Fates olarak belirlenen bu senaryoda, The Rise of Skywalker’da görmediğimiz birçok şey yer alıyor. Senaryoda nelerin yer aldığına yakında bakalım:

Senaryosu İnternete Sızan Star Wars: Duel of the Fates’ten Öne Çıkan Detaylar

Star Wars: Duel of the Fates’de, her Star Wars filminde gördüğümüz açılış metni şu şekilde yer alıyor:

FIRST ORDER’ın hâkimiyeti galaksinin en uzak yerlerine yayıldı. Sadece birkaç gezegen işgal edilmedi. Haince eylemler ölümle cezalandırılırken; giderek artan huzursuzluğu boğmaya kararlı olan Yüce Lider KYLO REN komşu sistemler arasındaki tüm iletişimi kesti. GENERAL LEIA ORGANA liderliğindeki Direniş, yok edilmelerini önlemek ve özgürlük yolunu açmak için gizli bir görev planladı …

Buradan anladığımız kadarıyla Duel of the Fates, First Order’ın daha çok etkin olduğu ve gezegenlere hükmettiği bir zamanda geçiyor. Kylo Ren, gücünü artırmak için gözünü kırpmadan her şeyi yapabileceğini gösterirken; Leia ise bu kötü düzene dur demek ve özgür olmak için etkili bir plan hazırlıyor. Leia’nın planını hayata geçirmede Finn ve Rose öncü isimler oluyor. Buradan da konuyu Rose’a getirmekte fayda var. Hatırlayacak olursanız Star Wars: The Last Jedi’ın ardından seksist ve ırkçı yorumlara maruz kalan Kelly Marie Tran’in, Star Wars: The Rise of Skywalker’daki rolünün kayda değer ölçüde kısaltılmış olması dikkat çekmişti. J.J. Abrams’ın gözünde adeta yok sayılan Rose karakterinin, Duel of the Fates’te daha çok etkin olması bu karakterin boşa harcanmadığını gözler önüne serdi.

Ayrıca The Force Awakens’da First Order’dan kaçmasıyla hikâye açısından ilginç bir karakter olacağının sinyallerini veren Finn karakterinin hikâyesinin de Duel of the Fates’te daha geniş bir çapta ele alındığını görüyoruz. The Rise of Skywalker’da Finn’in hikâyesinin noktalanmamış olması izleyici de bir parça hayal kırıklığı yaratmıştı. Peki Rey karakterine ne oldu? Sızdırılan senaryoya bakacak olursak, Rey’in Palpatine ile hiçbir akrabalığı bulunmuyor. Yani Rey’in, Palpatine’in torunu olması gibi bir durum yok. Dahası Palpatine, Duel of the Fates’de hiçbir şekilde görünmüyor. Sadece bir sahnede kısaca bahsi geçiyor.

Star Wars: Duel of the Fates’in Sonunda Rey, Yeni Jedi Jenerasyonunu Oluşturacak Çocukları Eğitmeye Başlıyor

Filmin son perdesinde yaşananlar The Last Jedi ile Duel of the Fates arasında oldukça güçlü bir bağ kurulmasını sağlıyor. Güç’e duyarlı olan çocukları toplayan Finn ve Rose, yeni Jedi jenerasyonunu oluşturacak bu çocukları eğitmesi için Rey’e götürüyor. Bu çocuklar arasında The Last Jedi’ın sonunda elinde süpürgeyle gördüğümüz çocuk da yer alıyor.

Ortaya çıkan bu detayları duyunca Duel of the Fates’in, hikâye akışı ve üçlemenin önceki filmleriyle tutarlılık anlamında The Rise of Skywalker’dan daha iyi bir şekilde yazıldığını farkına varıyoruz. Ayrıca kamera arkasında yaşanan değişikliğin ardından senaryoda böylesine önemli değişiklikler yapılmış olması, yeni üçlemenin baştan hazırlanmış ana bir plan olmadan çekildiği yönündeki eleştirilerin ne kadar haklı olduğunu gözler önüne seriyor.

Robert Meyer Burnett’in YouTube hesabından yayınladığı videoyu buradan izleyebilir ve sızdırılan senaryonun detaylarına buradan bakabilirsiniz. (Filmloverss'tan alınmıştır)

(0) (0)
firro 16.01.2020 17:30

Kışın izlenebilecek en iyi Türk filmi: Buzlar Çözülmeden (1965)

Sanırım çekim imkanlarının zorluğundan ve biraz da oyuncuların kaprislerinden olsa gerek Türk sinemasında bgol karlı kışlı film görmek pek de mümkün değil. Hiç yok denemez elbet Nuri bilge Ceylan’ın Kış Uykusu ve Özhan Eren’in 120 filmleri gibi filmler var ama bunlara çok da kış temalı demek mümkün değil. Hele hele Cüneyt Arkın, Tarık Akan vb. oyuncuların Yeşilçam için oynadıkları Bolu – kartalkaya kayaklı şömineli filmlere hiç değinmeyelim şimdi.

Tarık Akan’ın 1984 yapımı Derman ve Kadir İnanır’ın 1984 yapımı Katırcılar filmleri bir nebze olsun kışı bize hisettirmişlerdir elbet bana göre bu iki filmin de hakkını yemeden bu konuda beni en çok etkileyen filmi paylaşmak istiyorum sizinle. 

Kemal Sunal’ın 1986 yapımı Deli Deli Küpeli filmini hatırlayanınız olacaktır. Benim bu başlıkta tavsiye edeceğim film işte bu filmin ilk versiyonu olan 1965 yapımı Fikret Hakan’ın oynadığı siyah beyaz film Buzlar Çözülmeden olacak.

Nejat Saydam'ın yönettiği 1 saat 33 dakikalık filmde; 60 ihtilalinden sonra akıl hastanesinden kaçıp yolları kar nedeniyle kapanan bir anadolu kasabasına sığınan, başroldeki fikret hakan ve yanındaki diğer karakterin kasabalı tarafından kaymakam ve jandarma sanılmaları sonrasında yaşanan trajı komik olayları anlatıyor.

"bozuk düzeni akıllılar değil, deliler düzeltebilir ancak" mottosuyla işlenen hikayede kasabada dönen tüm düzen çarlarına çomak sokan 2 deliyi kasabalı bir yandan kahrama yaparken 2 delinin ise 2 derdi vardır. Birincisi kasabadaki sömürüye son vermek ikincisi isi tüm buınları köyün sistem ile bağını koparan karlar erimeden önce bititrebilmek.

Film gerek Ali Şen gibi güçlü yan rolleriyle gerekse iliklerinize kadar hissedeceğiniz 1965 Türkiye'sinin çetin kış ortamıyla bu soğuk kış günlerinden sıcak bir çay ve kahve ile sizi alıp bambaşka bir diyara götürecek.

Unutmayın: Deliliğin İktidarı Buzlar Çözülene Kadar... 

(0) (0)
necodet 16.01.2020 14:46

Mutlaka izlenmesi gereken Güney Kore filmleri

Türkiye'de henüz çok pahalı olsa da internet hızındaki muazzam artış, teknoloji kullanımının artması ve netfilix gibi dijital dizi film izletme platformları sayesinde benim gibi izlemeyi seven vatandaş artık yerli dizi filmlerle yetinmez zorunda değil. Değil ama bu bugüne kadar olduğu gibi yerli dışında Holywood yapımlarına da mahkum değiliz artık. Dünyanın pek çok ülkesinde tadına doyulmayacak yapımlara imza atılıyor, bunların başında ise bana göre Güney Kore sineması geliyor. Minik çekik dostlarımız sadece iş makineleri ve cep telefonlarında değil dizi ve film konusunda da bence çok iyiler. Bu başarı sadece senaryo anlamında değil elbette hem senaryo hem de yönetmenlik ve oyunculuk anlamında zirve noktasında işler ortaya koyuyor. Örneğin bizde yayınlanan dizilerin çok büyük bir bölümü Kore uyarlaması, film konusunda da yavaş yavaş Kore uyarlamasına girişmiş bulunuyoruz. Örneğin 2019'un en çok iş yapan yerli yapımı 7. Koğuş Mucizesi de aynı adlı bu Kore filminden uyarlamadır. İşte size birbirinden muhteşem Güney Kore filmleri:
(0) (0) Sponsorlu
tivitrend 16.01.2020 13:26

Türklerin tarihi film yapamaması

Beni rahatsız eden durumdur. Böyle büyük bir geçmişe, böylesine büyük bir tarihe sahip olup, bu kadar kıt tarihi filmlerimizin olması beni üzüyor açıkçası.

Geçmişte yapılan Kara Murat, Tarkan falan bile insana keyif veriyor. Çünkü o zamanki imkanlara göre iyiymiş diyorsun ve kendini avutuyorsun. Ama günümüzde artık Türkiye'de olmayan teknoloji yok. Sinema alanında da belli bir seviyeye geldiğimizi düşünüyorum. Neden tarihimizi adam gibi anlatan filmler çekilmiyor? Bunu da sorgulamadan edemiyorum.

Fetih 1453, 120 gibi filmler yapıldı ama hiç bir şekilde yeterli bulmuyorum bu filmleri. Özellikle Fetih 1453 tam bir fiyaskoydu. Şu kadar para harcandı vs vs diye de bir ton reklamı yapılmıştı. Ama gerçekten bekleneni veremediğini söylemek lazım. İzleyenleri gerçekten etkisi altına aldığını düşünmüyorum. Elbette belli bir kesim çok beğenmiştir ama o kesimin de gerçekten sinemaya değer verdiğini düşünmüyorum. "Tarihi film oldu, biz kazandık oley" kafası.

Elin Amerikanı bile 200 yıllık tarihini öyle bir anlatıyor ki, dünyayı etkisi altına alıyor. Tarihi olayların gidişatını bile manipüle ediyor adamlar. Biz ne yapıyoruz? Çanakkale destanını anlatabildik mi? Malazgirt'i anlatabildik mi? Bir tanesi için adam gibi bir belgesel dahi yapamadık. Elimizde maden var ama işleyecek adam yok.

Şimdi Netflix'te yeni bir belgesel-dizi çıkıyor. 6 bölümlük bir seri. Onu da Netflix yapıyor. İstanbul'un fethini biz değil onlar anlatacak. Bakalım nasıl bir yapım çıkacak ortaya göreceğiz.

Artık son umudum olarak Alper Çağlar kaldı. Dağ, Dağ 2, Börü filmlerinin yönetmeni. Göktürk üçlemesini yapacağını ve çekimlerinin devam ettiğini söylemişti. Umarım bizlere harika bir film ve sinema tekniği sunar da bizler de bu işi yapabiliyoruz diyebiliriz. Belli ki başka birinin el atacağı yok bu işe. Dağ ve Dağ 2 filmlerine bakınca da çok kötü bir film çıkacağını düşünmüyorum. Umarım bizleri yanıltmaz Alper Çağlar...

(0) (0)
leon 16.01.2020 12:53

'2020 model' Hürriyet Emlak reklamı

Kısa süre önce teknik altyapısından kullanıcı arayüzüne dek tamamen yenilenen hurriyetemlak.com, “2020 model Hürriyet Emlak” reklam filmleriyle ekrana gelmiş.

Emlak sektörünü tek bir çatı altında buluşturan hurriyetemlak.com, hem web sitesini hem de iş ortaklarının kullandığı ekranları yenilemiş.

İlan girişini 2 dakikaya kadar indirerek “Türkiye’nin en hızlı ilan sitesi” olan Hürriyet Emlak, reklam filmlerinde yenilenen web sitesini “hurriyetemlak.com’u gördünüz mü?” sloganıyla duyurmuş.

Reklam biraz kısa olmuş ama verilmek istenen mesajı net olarak vermesi açısından beğendim. Özellikle iki dakikada ilan verebilme olayı cezbedici duruyor. 

(0) (0)
neil 16.01.2020 11:44

Hitchcock'un renkli filmleri 39. İstanbul Film Festivali’nde gösterilecekmiş!

Tek kanallı yıllarda -ki bunun da belli bir kısmı siyah beyaz- TRT'den izlediğim ve her izlediğimde de neredeyse altıma işememe neden olan “Gerilim Ustası” Alfred Hitchcock’un renkli çektiği tüm filmler İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 10-21 Nisan tarihleri arasında yapılacak 39. İstanbul Film Festivali’de gösterilecekmiş.

Korkuyu değil gerilimi beyazperdeye taşıyan ve “başkaları izleyiciye hayat dilimleri versin; ben onlara pasta dilimleri veriyorum” diyen Alfred Hitchcock'un her biri bir başyapıt olan 15 uzun metrajlı renkli filmin yenilenmiş kopyalarından gösterileceği seçki yönetmenin filmografisine farklı bir açıdan yaklaşıyor.

37 ekran siyah beyaz tüplü tv'de dahi tüylerimi diken diken eden yapımların restore edilmiş halleriyle dev sinema perdesinde yaratacağı etkiyi düşünürken bile heyecanlandım valla.

Hitchcock Renkli bölümünde yer alacak filmler şunlar:

Ölüm Kararı / Rope (1948)

Kapri Yıldızı / Under Capricorn (1949)

Cinayet Var / Dial M for Murder (3D) (1954)

Arka Pencere / Rear Window (1954)

Kelepçeli Âşık / To Catch A Thief (1955)

The Trouble with Harry (1955)

Tehlikeli Adam / The Man Who Knew Too Much (1956)

Ölüm Korkusu / Vertigo (1958)

Gizli Teşkilat / North by Northwest (1959)

Kuşlar / The Birds (1963)

Hırsız Kız / Marnie (1964)

Esrar Perdesi / Torn Curtain (1966)

Topaz (1969)

Cinnet / Frenzy (1972)

Aile Oyunu / Family Plot (1976)

(0) (0)
spike73 16.01.2020 10:50

15 Ocak 2020 reyting sonuçları

15 Ocak 2020 çarşamba gününün televizyon izlenme oranları belli oldu. 

Total reytinglerde en çok izlenen yapım Fatih Portakal ile Fox Ana Haber oldu. ATV'de yayınlanan Ziraat Türkiye Kupası son 16 turundaki Çaykur Rizespor-Galatasaray maçı en çok takip edilen ikinci yapım oldu. Başrollerini Nehir Erdoğan ile Kutsi'nin paylaştığı TRT 1'in Benim Adım Melek dizisi ise üçüncü sırada.

AB grubu reyrtinlerde de birincilik yine Fatih Portakal ile Fox Aba Haber'in. İkinci sırada ATV'deki Çaykur Rizespor-Galatasaray arasındaki kupa maçı var. Star TV'de ekrana gelen Yol Arkadaşım 2 adlı yerli sinema filmi ise üçüncü oldu.

(0) (0)
ubi bene ibi patria 16.01.2020 10:47

Nike'tan Çin geleneklerine saygı duruşu: Koşan kadınlar reklamı!

Dizi, film ve reklamalrın genç nesillerin eline teslim edilmesiyle çok hoş işler çıkmaya başladı. Uluslararası firmalarda çalışan yeni neslin öncülük ettiği bu yeni akımda en çok hoşuma giden şey ise yerel pazarlarda gelenek ve göreneklerin hikayelere çok güzel bir şekilde yediriliyor olması.

Bunun en son örneğini de dünyaca ünlü spor ayakkabı üreticisi Nike'tan gelmiş. Nike Çin Yeni Yılı için hazırladığı reklam filminde bir teyze ile yeğeni arasındaki yıllar süren kovalamacaya ortak oluyor.

Batı yeni yıl kutlamalarını ardında bırakıp mesai rutinine ısınadursun, Çin kendi takviminin yaklaşan etkinliklerinden birini kutlamaya hazırlanıyor. 25 Ocak’ta kutlanacak Çin Yeni Yılı için iletişim çalışması gerçekleştiren büyük markalardan Nike da -etkinliğin ruhuna uygun düşecek şekilde- ülkedeki yeni yıl geleneklerinden birini odağına alan bir reklam filmiyle hedef kitlesinin karşısına çıktı.

Yeni yıl döneminde büyüklerin küçüklere kırmızı zarf (hongbao) hediye etmeleri geleneğini konu alan reklam filminde, yeğenine hediye vermek için her yıl canını dişine takan bir teyze ile saygı icabı teyzesinin hediyesini geri çevirmenin yollarını arayan yeğeni arasında yaşanan ve yıllar boyu süren kovalamaca anlatılıyor.

Sizi bilmem ama reklam filminde anlatılanlar ve anlatım dili bana çok samimi geldi. Oyuncuların performansı da gerçekten çok iyiymiş. dilerim bizde de sadece dini ve milli bayramlarda değil diğer pek çok alanda ve ürün ve hizmey rekllamında da daha çok anadolu geleneklerini görürüz.

(0) (0)
guclup 15.01.2020 14:54

Sinema tarihinde çıplaklık içeren ilk film: Hypocrites

Dünya tarihinde birçok ilk var. Her şeyin bir ilki olduğunu düşünürsek de ortaya inanılmaz bir liste çıkar doğal olarak. Ama bugün hepsine girmeden tek bir konuya odaklanacağız. Sinema tarihinde bir insanın tamamen çıplak göründüğü ilk sinema filmi: Hypocrites.

1915 tarihinde yapılmış olan bu filmin yönetmeni Lois Weber. Provakatif ve muhalif bulunan film Ohio'da yasaklanıyor ve New York'ta da protestolara sebep oluyor.

Yayınlandığı yıla göre gayet cesurca bir iş yapmış Lois Weber. Doğru bulursunuz veya bulmazsınız tabi farklı bir durum ama filmin yasaklanmasının sebebi çıplaklık değil de, muhalif tavrından dolayı olması da ilgi çekici gibi duruyor. Adam resmen yürek yemiş. Hem muhalif hem de çıplaklık içeren bir film yaparak pek çok şeyi göze almış görünüyor.

(0) (0)
UMTSZ 15.01.2020 14:47